Konya: Mevlâna’dan Çatalhöyük’e, 9 bin yıl tek günde
Konya’yı bir din turizmi durağı sanmak büyük kayıp. Aynı şehirde insanlığın ilk yerleşimlerinden biri var: Çatalhöyük.
Dosseman · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons
Konya denince akla Mevlâna geliyor ve çoğu ziyaret orada bitiyor. Oysa şehir merkezine 50 km uzaklıkta, MÖ 7400’e tarihlenen Çatalhöyük duruyor — yani müzedeki en eski eserden bile 5 bin yıl eski bir yerleşim.
Mevlâna Müzesi
Sabah 08:30’da açılıyor ve ilk saat kalabalıksız. İçeride fotoğraf serbest ama flaş yasak. Ziyaretin en etkileyici kısmı türbe değil, yanındaki dervişhane odaları: 13. yüzyılda burada nasıl yaşandığını gösteren küçük sahneler.
Çatalhöyük
Ziyaretçi merkezi + iki kazı alanı örtüsü var. Anlatan biri olmadan gezilirse toprak yığını gibi görünüyor; bu yüzden girişteki rehberli tura katılmak fark yaratıyor.
Burada öğrendiğim en çarpıcı şey: evlerin kapısı yok. Girişler çatıdan, merdivenle. Sokak da yok — evler bitişik ve insanlar damlarda dolaşıyordu. Ölüler evin tabanına, yatağın altına gömülüyordu.
Aralarda
- Karatay Medresesi. Çini müzesi olarak düzenlenmiş; kubbe içi yıldız deseni tek başına görülmeye değer.
- İnce Minareli Medrese. Taş kapısı Selçuklu taş işçiliğinin zirvesi.
- Etli ekmek. Konya’nın kendi işi; lahmacunla karıştırılmasına bozuluyorlar, haklılar da.
Bozkır
Konya’da beni en çok etkileyen şey ne müze ne türbeydi; Karapınar yolunda, iki yanında 40 kilometre boyunca hiçbir şey olmayan düzlükte araba sürmekti. Türkiye’de bu ölçekte boşluk hissi veren başka yer bulmak zor.