Antakya’ya dönmek: enkazın değil, insanın şehri
Depremden bir hafta sonra doğduğum şehre döndüm. Bu yazı bir gezi rehberi değil; nereye nasıl ulaşılır, ne götürülür, kime güvenilir sorularının cevabı.
Dosseman · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons
6 Şubat’tan beş gün sonra Adana üzerinden Antakya’ya girdim. Bu yazıyı bir gezi rehberi olarak yazmıyorum; o günlerde şehre gitmek isteyen herkesin sorduğu üç soruya cevap veriyor: nasıl girilir, ne götürülür, nerede kalınır.
Şehre giriş
Hatay Havalimanı ilk günlerde yalnızca yardım uçuşlarına açıktı. Karayolu tek gerçekçi seçenekti: Adana’dan Toprakkale üzerinden İskenderun, oradan Belen Geçidi ile Antakya. Normalde 2,5 saatlik yol o günlerde 6 saati buluyordu. Belen’de tek şeritli ilerleyen konvoylar vardı ve gece geçişi kapatılıyordu.
Ne götürmek gerçekten işe yaradı
- Kendi yakıtın. İlk on gün istasyonlarda sıra saatlerceydi; yedek bidon götürenler geri dönebildi.
- Powerbank ve uzatma kablosu. Elektrik gelen tek noktada yirmi kişi aynı prizi paylaşıyordu.
- Kalın çorap, eldiven, toz maskesi. Şubatta gece sıfırın altına iniyor, gündüz toz kalkıyordu.
- Nakit. POS cihazları çalışmıyordu, ATM’ler boştu.
Şehir nasıl duruyordu
Uzun Çarşı’nın büyük kısmı, Habib-i Neccar Camii’nin minaresi, Kurtuluş Caddesi’ndeki taş cepheler yıkılmıştı. Ama şehri şehir yapan şey ayaktaydı: sokakta kurulan çay ocakları, kim olduğunu sormadan tabak uzatan insanlar, kendi evi yıkılmışken başkasının eşyasını taşıyanlar.
Samandağ tarafı görece daha az hasarlıydı ve ilk günlerde konaklama oradan bulundu. Çevlik’te sahile yakın küçük pansiyonlar kapılarını ücretsiz açtı.
Sonra ne oldu
O yıl Hatay’a beş kez daha gittim. Her gidişte bir şey yerine oturmuştu: önce konteyner kent, sonra ilk açılan fırın, sonra çarşının bir sokağı. Bu sitedeki Hatay yazılarının hepsi o dönüşlerden çıktı.