Ștefan Jurcă from Munich, Germany · CC BY 2.0 · Wikimedia Commons
Romanya’ya inerken beklentim “Drakula turu”ydu; çıkarken aklımda kalan başka bir şey oldu — bir ülkenin iki yüzünün birbirinden bu kadar farklı olabilmesi.
Bükreş
Şehre damgasını vuran yapı Parlamento Sarayı: dünyanın en ağır binası, Çavuşesku döneminde binlerce eski yapı yıkılarak inşa edilmiş. Rehberli tur şart, kimlikle giriliyor.
Ama şehrin sevilecek kısmı orası değil:
- Lipscani (eski şehir): dar sokaklar, 19. yüzyıl binaları, akşamları çok canlı.
- Cărturești Carusel: beyaz spiral merdivenli kitapçı; abartılıyor ama gerçekten güzel.
- Köy Müzesi (Muzeul Satului): Herăstrău Parkı içinde, ülkenin dört bir yanından taşınmış gerçek köy evleri. Beklentimin çok üstündeydi.
Braşov
Bükreş’ten trenle 2,5–3 saat. Karpatların eteğinde, Alman (Sakson) mimarisiyle kurulmuş bir kasaba. Meydanı (Piața Sfatului) ve Kara Kilise şehrin merkezi. Tampa Tepesi’ne teleferik ya da 40 dakikalık yürüyüşle çıkılıyor.
Bran Kalesi
“Drakula’nın Kalesi” diye pazarlanıyor; tarihsel bağı zayıf. Kale güzel, konumu etkileyici ama içerisi tamamen turistik. Yakındaki Râșnov Kalesi ve Peleș Şatosu (Sinaia) çok daha etkileyici. Peleș, gördüğüm en zengin iç dekorasyonlu saraylardan biri.